Kas
16th

Diyetsiz zayıflayın

Posted by admin

1. Uyanır uyamaz bir bardak ılık su için (Tercihen yarım limon suyuyla da karıştırabilirsiniz.)

2. Beslenme uzmanlarının tavsiye ettiği türden bir kahvaltı hazırlamayı deneyin! Çay ya da kahve, iki dilim kepek ekmeği ve üstüne 12 ila 15 gram arası az miktarda yağ, 1 kaşık reçel ya da bal, taze sıkılmış meyve suyu ve bir kâse doğal yoğurt. Eğer gününüz hareketli ya da hiperaktif geçecekse, listeye küçük bir parça peynir ya
da bir adet yumurta da ekleyebilirsiniz.

3. Gönül rahatlığı ile doğal yoğurt ve beyaz peynir tüketebilirsiniz. Yağsız olmalarına ise gerek yok. Aradaki fark çok az ve kendinizi mahrum etmenize değmez. Yağsız yoğurt 50 ila 55 kalori içerirken; doğal yoğurt 60 kalori ve tam yağlı sütten yapılan yoğurtlar ise 80 kalori içeriyor. Ancak miktarı az tutun.

4. Gün boyunca çantanızda gazsız maden suyu ya da bir termos yeşil çay bulundurmaya çalışın. Bu ünlü yıldızların da tercih ettiği bir yöntem. Test ettik, işe yarıyor!

5. Bir elma, birkaç üzüm tanesi ya da kuru meyve (incir ya da kayısı) yiyerek, sabah 11:00 gibi başlayan açlık krizlerinizin önüne geçebilirsiniz. Bu size canlılık kazandıracak ve daha yemeğin başında ekmek sepetine uzanmanızı engelleyecek gayet akıllı bir yöntem…

6. Mönünüzde keyfinize göre patates (kızartması hariç), pilav ya da tam tahıllar gibi glüsit içeren bir besin bulundurabilirsiniz. Bu öğleden sonra hissedebileceğiniz açlığı engeller, yanında da kilonuzu tehlikeye sokmadan rahatlıkla et, balık ya da yeşil sebze tüketebilirsiniz.

7. Tavuk, hindi, ördek ya da balık yiyebilirsiniz. Bu hem daha sağlıklı hem de daha ekonomik olacaktır.

8. Tahıl ekmeği, esmer pirinç ya da yine esmer ve doğal unu tercih etmelisiniz. Bağırsaklarınız size minnettar olacak ve yalnızca, iyi besinleri vücudunuzda tutacak.

9. Tatlı olarak meyvelere odaklanmayı denemelisiniz. (Meyve salatası, komposto ve hafif tatlı bir şerbet gibi). Kalori hesapları içinde kendinizi kaybetmenizin bir anlamı yok! Dondurma, pasta, creme brulee ya da fazla yağ ve şeker içeren, yani çok kalorili olan tehlikeli eğilimlerinizi başka bir zamana ertelemelisiniz.

10. Gurme restoranlardan uzak durmalısınız. Göz kamaştırıcı bile olsalar minik kurabiyeler, drajeler ya da diğer şekerlemeler oburları tuzağa düşürmekten başka bir işe yaramaz!

11. Dirençli olun ve unutmayın! Ekmek ve yağı kahvaltıda tüketebilirsiniz ama öğle yemeğinde değil. Ne turpla ne de peynirle… Sonuç olarak yağın 100 gramı 800 kalori içeriyor. Bizden söylemesi!

12. Bir parça siyah çikolatayı kahvenizle birlikte tüketebilirsiniz. Hatta ikinci parçayı bile.

13. Çay tiryakisi olmanızda bir sakınca yok. Çay Diyeti kitabının yazarı Anne Dufour’a göre tedavi edici erdemleri dışında bizi eritecek üç süper içeriği var; kalorileri uyaran ve yakan kafein, yağları
yakan kateşin ve açlık gidermede oldukça önemli olan EGCG. Çayın yanında bir avuç fındık, ceviz ya da kuru meyve tüketin. Enerji kaynağı olarak mükemmel bir kaynak oluşturacaklar…

14. Çayınızda, kahvenizde ya da yoğurdunuzda tatlandırıcı kullanmaktan uzak durun. İştah mekanizmanızı sarsarak ve şeker isteğinizi artırarak, istediğiniz etkinin tam tersini yaratabilir.

15. Eğer size -hele en sevdiğiniz- bir tabak yemek sunulursa ‘Hayır, teşekkür ederim’demelisiniz. Biraz yoksun kalacaksınız ama gereksiz kalori almaktan da kurtulacaksınız. Ayrıca, siluetinize karşı da çok büyük bir saygı göstereceksiniz. Kısacası, mükemmel olacaksınız.

16. Arkadaşlar arasındaki atıştırmalar esnasında kırmızı şarabınızın ikinci kadehini yarıda bırakmayı deneyin. En küçük alkol kadehini dahi sistematik olarak reddederek partiyi mahvedenlerden biri olduğunuzu da düşünmeyin. Böylelikle yüz ila üç yüz kaloriden kurtulmuş olacaksınız.

17. Gardırobunuzda en güzel elbisenizin yanma, skinny jean’inizi ve kalem eteğinizi ölçü olarak asın. İçlerine hâlâ sorunsuz sığabiliyor musunuz? Biraz şişman hissettiğiniz an iki ya da üç günlüğüne hafif bir diyet ya da protein günü uygulayabilirsiniz.

18. Hiç tereddüt etmeden şu üç tuzak soruyu cevaplayın; ‘Bir kolada kaç kalori vardır?’, ‘100
gram mayonezde kaç kalori vardır?’ ve ‘100 gram sucukta ne kadar kalori vardır?’ Kolada 450, mayonezde 765, sucukta ise 450 kalori vardır.

19. Selülit karşıtı alışkanlıklar edinmelisiniz. Her sabah ve her akşam karnınız ile üst bacaklarınıza yapacağınız küçük bir masajın yerini hiçbir şey tutamaz. Bu nedenle performansı günden güne yükselen, son çıkan inceltici kremlerden birini deneyebilirsiniz.

20. Kate Moss, Heidi Klum ya da Gisele Bündchen üzerine fazla odaklanmayın ve daha da çekici olan Stephanie Seymour taraflarına bakmayı deneyin. Haftalık yaptıracağınız iyi bir masaj güzel kalmanızı sağlayabilir.

Kas
13th

Bizi bekleyen homoseksüel tehlike

Posted by admin

Eşcinsellere kin kusan Prof. Dr. Nevzat Tarhan ‘İnsan neslini kurutacaklar’ derken, Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu da ‘Homoseksüel bireylerin çocuk edinmeleri toplumun geleceğini tehdit eder’ diye konuştu

İBRAHİM BALCIOĞLU(Psikiyatrist)
Eşcinselliği kimlik bozukluğu ve sapıklık olarak tanımlıyor. ‘Homoseksüellerin çocuk edinmesi toplumu tehdit eden bir tehlike’ diyor
Homoseksüalite, cinsel kimlik bozukluğudur ve onun sapık biçimlerinden biridir.

SAPIKLIĞI ŞEHVET İÇİN KULLANIRLAR
Erkek homoseksüeller, cinsel sapıklıklarını şehvet doyumu aracı olarak benimser.
Birçoğunun fizik yapısı normaldir. Kadınlık belirtisi göstermez. Kasları atletik yapılıdır.
Partnerler birbirine başta sıcak ve samimi yaklaşır. Sonra cinsellik gelişir. Deneyimli bir göz, bu kişileri hemen tanıyabilir.

PARA YEDİRİRLER, KISKANÇTIRLAR
Yaşlanma homoseksüel kişiler için de endişe kaynağıdır. Erkek sevgililerine para yetiştirmek isterler. Kıskançlık krizi sebebiyle cinayet işleyenler oluyor. İhaneti affetmezler.

ÜREMELERİ TOPLUM İÇİN SAKINCALI
Çocukların, eşcinsel çiftlerin ortamına girmesi sakıncalıdır. Bu davranış ve tutumları hoş görülmemelidir. Homoseksüellerin çocuk edinmeleri ve kuşak üretmeleri toplumun geleceğini tehdit eder.
Sanat, spor ve edebiyat insanları, homoseksüelliği övmemelidir.

NEVZAT TARHAN(Psikiyatrist)
Eşcinselliğin onaylanmaması gerektiğini, yoksa insanlığın 50 yılda kuruyacağını söylüyor. ‘Erkek düşmanı’ feministlere de çok kızgın
Eşcinsellik bütün dünyada yayılıyor. Bu, insanlığın geleceği açısından ciddi bir tehlike. l Gençler arasında özgürlük gibi zannedilse de özgürlük değil, bazı değerlerin yok olması. Böyle devam ederse, 50 yıl sonra insan nesli diye bir şey kalmayacak.

EŞCİNSELLİK BİYOLOJİK OLARAK YOK
Sorumlulardan biri de bilim dünyası. Cinsel özgürlük bilim adına destekleniyor.
Benim savunduğum ekole göre insanda biyolojik olarak eşcinsel eğilim yoktur.
Eşcinsellik cinsel kimlikten sapmadır. O sebeple toplumsal olarak onaylanmamalıdır.

FREUD YAŞASA TEZİNİ DEĞİŞTİRİRDİ
Freud cinselliği yaşamın tek enerjisi olarak değerlendirdi. Bu tez modernizmin kabusu oldu. Sağ olsaydı tezini mutlaka değiştirirdi.

FEMİNİSTLERİN AŞAĞILIK DUYGUSU…
Modernizm, kadını erkeksileştiriyor. Kadını erkeksileştirme arzusu, feministlerin aşağılık ve eksiklik duygularıyla ilgilidir.
Feminizm, erkekleri düşman algıladığı için ‘onlara hükmedeceğim’ anlayışına sahip.

Akşam

Kas
8th

Kimler domuz gribi aşısı olmalı?

Posted by admin

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, Mynet okurları için yazdı…

Nisan ayında Meksika’da başlayan domuz gribi salgınının dünya çapında bir salgına (pandemi) dönüşebileceği ve milyonlarca insanın ölümüne yol açabileceği endişesi hiç de haksız değildi…

BİR: Şimdiye kadar insanlarda hastalık yapmamış olan ‘yepyeni’ bir grip virüsü ile karşı karşıya idik. İnsan, domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımından oluşan bu virüsün bulaşacağı her kişiyi hasta etmesi kaçınılmazdı, çünkü kimsenin buna karşı bağışıklığı yoktu.

İKİ: Domuz gribi virüslerinin domuzlarla çok sıkı temasları olan insanlara (mesela domuz çiftliklerinde çalışan işçilere) bulaşabileceği biliniyordu. Hatta 1988 senesinde Wisconsin’de görülen domuz gribi salgınında virüslerin insandan insana geçtiği de belirlenmişti ama bu çok az sayıda insanla sınırlı kalmıştı.

Oysa Meksika’ da başlayan salgının etkeni olan virüs nasıl becermişse becermiş ‘insandan insana kolayca bulaşma kabiliyeti’ de kazanmıştı.

Bu iki özellik, bir pandeminin kapımızda olduğunu gösteriyordu. Nitekim H1N1 olarak isimlendirilen virüs birkaç ay içinde tüm kıtalara ve 100’ den fazla ülkeye yayıldı ama zaman geçtikçe, ölen insan sayısının ilk başlarda tahmin edildiği kadar fazla olmayacağı da ortaya çıkmaya başladı.

PANDEMİ DEĞİL ÖLÜM ORANI ÖNEMLİ

Pandemi milyonlarca insanın hasta olması demek ama bir pandeminin esas tehlikesi salgına yol açan virüsün öldürücülüğü ile ilgili!

İlk aylarda bu yeni H1N1 virüsünün öldürücülüğünün de çok yüksek olacağı zannedildi. Bilerek, bilmeden veya belki de 40 yıl sonra bir pandemi ile karşılaşmanın heyecanı ile önemli bir hata yapıldı. Pandeminin öldürücülüğü, virüs bulaşan tüm insanlardaki orana göre hesaplanması gerekirken sadece hastaneye yatırılan insanlardaki ölüm oranlarına bakılmıştı ve tabii ki çıkan değerler çok yüksekti. Buna göre de milyonlarca insanın ölmesi de kaçınılmaz gözüküyordu!

NE YAPILMALIYDI?

Özetleyecek olursak; hiçbir insanın bağışık olmadığı, insandan insana kolayca bulaşan ve ölüm oranı da çok yüksek olan bir grip pandemisi ile karşı karşıyaydık.

Bulaşıcı salgın hastalıklara karşı tıbbın elindeki en önemli silah aşı idi. Bugüne kadar birçok salgın yapan hastalık aşılar sayesinde ortadan kalmıştı. Böyle bir pandemiyi en az hasta ve ölümle atlatabilmek için de ‘olabildiği kadar kısa zamanda, olabildiği kadar fazla insanın bu yeni virüse karşı aşılanması’ en iyi çare gibi görünüyordu. Ancak domuz gribine karşı kimsenin elinde hazır aşı yoktu.

İlgili firmalar aşka geldiler; derhal büyük bir gayretle ve hızla aşı üretme çalışmalarına başladılar. Bu, bilimsel olarak da makul ve mantıklı bir girişimdi ama ortada da kafaları kurcalayan ve cevabını kimsenin veremediği sorular da dolaşmaya başlamıştı:

Çok kısa bir zamanda milyonlarca dozda, etkili, güvenilir ve yan etkileri de olmayan bir aşı üretmek mümkün olabilecek miydi?

GERÇEKLER ORTAYA ÇIKIYOR

Tartışmalar süredursun; pandeminin içimizi ferahlatan özellikleri de ortaya çıkmaya başladı. Bunlar içinde en önemlileri sağlıklı insanların hastalığı tedaviye bile gerek kalmadan atlatabildiklerinin ve domuz gribinin öldürücülüğünün olağan gribe göre çok daha az olduğunun ortaya çıkmasıydı.

Kuzey yarı kürenin şansı yaza girmemizdi. H1N1’in ikinci dalgasını aralık veya ocak ayından sonra yapması bekleniyordu; o zamana kadar da aşılar hazırlanmış, milyonlarca insan aşılanmış olacaktı. İkinci dalganın beklenenden çok erken gelmesi ve aşı üretimindeki gecikmeler tüm hesapları alt üst etti.

GELELİM NETİCEYE

H1N1 daha şimdiden milyonlarca insana bulaşmış durumda. Üstelik zaten ‘peyderpey’ gelen ve tamamının söz verilen zamanda gelememesi ihtimali de olan aşılarla hedeflenen büyük kitlenin aşılanması ve bunun salgının hızını kesmesi pek mümkün görünmüyor.

Bu durumda ilk gelen ve gelecek olan aşıların herkese değil, ‘öncelikle 25 yaş altı risk gruplarına yapılması’ daha doğru bir uygulama olacak.

Başka mühim nokta da risk gruplarına pnömokok aşısı yapılması. Zira grip salgınlarından ölümlerin bir numaralı sebebi zatürree ve bu zatürreelerin de önemli bir kısmında etken pnömokok adı verilen mikroplar. Elimizde de buna karşı ‘etkinliği şüpheli’ de olsa bir aşı var.

Sağlık Bakanlığı bu konuda ne düşünüyor acaba?

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi

Eki
7th

Spiral altı yıl boyunca koruyor

Posted by admin

En yaygın doğum kontrol yöntemlerinden spiralin güvenilirlik oranı yüzde 98. Spiraller yaklaşık altı yıl boyunca etkili ancak ‘kayma’ ve ‘düşme’lere karşı dikkat!

Spiral olarak bilinen rahim içi araçlar yüzde 98 oranında, altı yıl boyunca gebelikten koruyor. Ancak bu yöntem olası bir enfeksiyon riskine karşı daha önce bebek sahibi olmayan kadınlarda ilk tercih değil. Rahimde şekil bozukluğu olanlara ve daha önce dış gebelik geçirenlere de spiral önerilmiyor. Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Başkanı Dr. Cihangir Yılanlıoğlu anlattı.

Rahim içi araç nedir?
Rahim içi araçlar, gebelikten korunma amacıyla rahim içine yerleştirilen bakır veya doğal kadınlık hormonları içeren araçlardır. Halk arasında spiral adıyla bilinirler. Son yıllarda etkin ve yan etkisi son derece az olduğu için bakırlı spiraller yaygın biçimde kullanılıyor. Bakırlı spiraller yaklaşık 1.5 santim boyutunda, T şeklindedir. Aletin gövde kısmına ince bir bakır tel sarılıdır.

Nasıl takılır?
Önce hastayı muayene ederiz ve kanser taraması için smear testi yaparız. Test sonuçları olumluysa ve rahimde şekil bozukluğu, enfeksiyon gibi sorunlar yoksa adet kanamasının son günlerinde işlemi gerçekleştiririz. İşlemin adet döneminde yapılmasının çeşitli sebepleri var. Öncelikle kadının hamile olmadığından emin oluruz. İkincisi, rahim kanalı daha gevşemiştir, bu da spiralin daha rahat takılmasını mümkün kılar.

İşlem sırasında ağrı olur mu?
Spiral 2- 3 milimetre kalınlığındadır, geçerken kasıklarda biraz ağrı yapılabilir. Ama ağrı hastanın uyutulmasını gerektirecek bir ağrı değil.

Gebelikten nasıl koruyor?
Spiral spermleri etkisiz hale getiriyor. Doğum kontrol hapları gibi yumurtlamayı engellemiyor. Spiral kullananlarda yumurta gene çatlıyor, tüp tarafından tutuluyor, hatta sperm yumurtayı dölleyebiliyor. Ama embriyo oluşsa bile rahim içine yerleşmiyor. Bu arada hastanın bu süreçlerden haberi olmuyor çünkü gebelik gerçekleşmiyor.

Eki
4th

Sıkı pantolon kısırlığa yol açabilir

Posted by admin

Üreme Tıbbı Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Erol Tavmergen, ”Sıkı pantolon giyildiğinde, erkek yumurtalıklarının vücuda daha yakın konumda durması sebebiyle ısı artışı oluşmakta, bu da sperm hücrelerinin hareketliliğine ve sayısına olumsuz yönde etki göstermektedir” dedi.

Tavmergen, bu yıl Antalya’da ikincisi düzenlenen kongrede, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de evli çiftlerin yaklaşık yüzde 10-15′inin kısırlık sorununa bağlı olarak çocuk sahibi olamadığını söyledi.

Çiftlerin 1 yıl süresince çocuk sahibi olamaması durumunda kısırlığın söz konusu olabildiğini belirten Tavmergen, ”Bu süreden sonra kısırlık tetkiklerinin yapılmasında fayda vardır. Yapılan çalışmalar, kısırlıkların yüzde 40′ının erkek, yüzde 40′ının kadın ve yüzde 20’sinin her ikisini birlikte ilgilendiren nedenlerden kaynaklandığını göstermektedir” diye konuştu.

Kadınlarda görülen kısırlık sorunlarının bir kısmının iltihabi hastalıklardan kaynaklandığını anlatan Tavmergen, ‘Dış cinsel organlardan başlayan enfeksiyonlar, rahim ağzında görülebilen enfeksiyonlar, rahim iç tabakasındaki bazı sorunlar, geçirilmiş kürtajlara bağlı sorunlar, tüplerin kapalı olması, aşırı zayıflık ya da aşırı kilolu olma gibi gerekçelerle yumurtlama fonksiyonlarının bozulmuş olması gibi durumlar kadında kısırlığa yol açmaktadır” diye konuştu.

Eki
3rd

Reçeteler takipte

Posted by admin

Aile hekimliği uygulamasıyla birlikte hizmete ulaşmanın kolaylaşmasının, tedavi ve ilaç giderlerini artırdığı, ancak Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK), bilgisayar teknolojisinin son yeniliklerini kullanarak, suistimalleri önlediği bildirildi.

SGK Adana İl Müdürü Muhammet Gerçek, “Sağlık hizmeti veren kuruluşların, genel sağlık sigortası kapsamında olan hastalarının provizyon, ücretlendirme ve tahakkuk işlemlerinin SGK ile entegre ve eş zamanlı olarak gerçekleştirmesini sağlayan medula sistemi sayesinde, anlaşmalı sağlık kuruluşlarını yakından takip ettiklerini” belirtti.

Eyl
24th

Bak sen şu tosuncuğa

Posted by admin

Endonezya’da 8 kilo 700 gram ağırlığında bir bebek dünyaya geldi. Bebek ülkenin en ağır bebeği olma unvanını da ele geçirdi.

Doğumu yaptıran doktorlardan Binsar Sitanggang, henüz adı koyulmayan bebeğin Kisaran hastanesinde önceki gün sezaryenle dünyaya geldiğini, doğumun bebeğin kilosu nedeniyle son derece zor olduğunu belirtti.

ÇOK GÜÇLÜ BAĞIRIYOR VE SÜREKLİ AÇ

Boyu 62 santimetre olan bebeğin durumunun iyi olduğunu söyleyen doktor, “Gerçekten olağanüstü bir bebek. Diğer bebeklerden çok daha güçlü bir sesle bağırıyor ve sürekli aç” dedi.

ANNESİ ŞEKER HASTASI OLDUĞU İÇİN

Doktor, bebeğin annesi Ani’nin (41) hamileyken doktora gitmediğini belirterek, annenin şeker hastası olması nedeniyle bebeğinin çok kilolu dünyaya gelmiş olabileceğini ifade etti.

Bu bebeğin, 235 milyon nüfuslu ülkenin en şişman bebeği olduğu tahmin ediliyor. Önceki “en şişman bebek” 2007′de dünyaya gelmişti. Bu bebek 6 kilo 900 gram ağırlığındaydı.